Yuvarlağın Köşeleri

Okuma Süresi 3 dk, Pınar Elmasoğlu

Çok uzun yıllardır, yalnız kaldığım zamanlarda bir miktar kendimi dinlemeye, hayatın hızlı akan karelerine kapılmışken, geçen alt yazıları okumaya odaklanıyorum. Bazen içinde oyuncu olduğumuz, rolümüze kendimizi iyice kaptırdığımız film akıp geçerken, alt yazıları okumak için kendimizi her şeyden dışarıya doğru çekip uzaktan bakabilmek gerekiyor. Hiç kolay bir şey değil.

Yaşam hızla akıp giderken, “mış” gibi yapmak en büyük tuzak hepimiz için. Yarattığımız konfor alanlarından çıkmaya ödümüz patlıyor. En çok da duygusal konfor alanlarına yapışıyoruz. Kendi kendimizi kandırmak, başkalarını kandırmaktan çok daha kolay aslında. Kendimizi böyle ne güzel olduğuna, bundan başka bir şeyin yok canım hayatta olamayacağına, ben böyleyimlere inandırmak çok konforlu. Kendini inandırırsan, herkesi de inandırırsın belki.

En büyük tuzağımız, filmi izlerken, ekranda bir anda beliren, kırmızı bant üzerindeki alt yazıları yok sayarak yaşamaktır.

Filmin sonunu bazen bilip, bazen hiç bilmeden heyecanla izlemeye koyulduğumuzda, aşağıda arada bir kırmızı şerit geçmeye başlar. İç sıkıntısı yaratır. Ah nereden de çıkmıştır bu his, bu ses şimdi! Görme, görme, görme! Bakma, bakma bakma! Film güzeldir, elimizdeki çekirdek tabağı da doludur, daha dur kim bilir neler olacaktır, yazı da ne biçimsiz bir zamanda önümüze çıkmıştır! Kafanı çevirdin mi geçip gider belki, bir süre sonra uçup geçer nasılsa.

Bakma bakma boşver! Görme görme geçer!

Sanki sen değiştirmeye çabalamazsan, hayatta bazı şeyler kendi kendine çok kolay değişiyormuş gibi, öyle kör sağır beklersin. Rahatın yerinde gibi gelir, ruhuna iğneler batarken.

Yapmaya, içinde olmaya, öylece durmaya devam ettiğimiz şeyler, çoğu alışkanlıklarımız, vazgeçemediğimizi sandıklarımız hayatımıza beton atmış duyguların, körleşmiş duyuların devamı için, kendimizle aramızda harika atlas perdeler oluşturuyor. Çoğumuz kendi kurduğumuz hapishanelerde üç oda bir salon evde yaşar gibi neşeyle yaşadığımızı zannediyoruz. Kendimizi hapsettiğimiz o film var ya, senaryosunu bizim yazdığımız, işte o bizim gerçek hayat hikayemiz olmayabilir. O bizim yazmak istediğimiz öykü, yürümek istediğimiz yol olmayabilir. Alt yazılar “çıkış” tabelasıdır, şimdi görmezden gelirsen, akan film karelerinin tamamını kapsayacak şekilde bir gün, hayat sana zorla okutur nasılsa.

Duvara toslayacağını bile bile, sonunun ne olacağını göre göre, son hızla körleme biçimde koşmaya dur diyebilme cesaretine olgunluk diyoruz. Ben öyle diyorum ya da. Yaştan bağımsız.

Çok tanıdık değil mi? O alt yazıları okumazsan eğer, kanalı değiştirip yeni filmler izlemeye başlasan da sonu hep aynı biten şeylere rastlarsın. Sonunu bile bile izlemeye devam ettiğin o filmin içinde kendine sen olmayan bir karakter yaratmış koşturuyorsan, neden ben neden ben, yine bana yine mi bana diye film arası Alaska Frigo yerken ağlarsın. Cesaretle yapacak tek bir şey vardır aslında; alt yazıyı oku, kanalı değiştir, hatta televizyonu kapat!

Bir dur, nefes al, kendine bak.

Yoga bunun için şahane bir araçtır. İnsanın kendisine doğru harika bir akıştır. Sessizliğin kanalıdır Yoga. O sessizlik içinde içini dinlemeye, kendini görmeye fırsattır.

Yogayla ve spiritüal çalışmalarla tanışıklığım epey uzun yıllara dayanıyor. Bu konuda hem iyi ve şahane hocalarla hem de hayal kırıklıkları ile baş başa geçirdiğim zamanların sonunda anladım ki; kimse kimseyi elinden tutup o ekrandaki alt yazıları uzaktan gösteremiyor. Kendi filminin dışına sen çıkacaksın, o akışın dışında, alışkanlıkların dışında, seni orada tutan girdabın dışına kendini sen çekeceksin. Sen değişmek, değiştirmek isteyeceksin.

Şu hayattaki en kıymetli şeyi; zamanı nasıl kullandığına bakarak düşünmeye başlayabilir insan. Mecburiyetler olacak elbet, ama acaba kaç mecbur hissettiğimiz şeyin görünmez halatlarını, biz ince ince örmekle uğraştık, neleri bile bile ayağımıza doladık bunca zaman? Yaşadığımız hayal kırıklıklarına neden olan şey, ertelemelere neden olan şey, içimizdeki yeşeren dalları kurutan şey yine bizim seçimlerimiz.

Vazgeçmekten korkmayın. Vazgeçilmekten korkmayın.

Hepimize neyi neden seçtiğimizi görecek kadar, yaşadıklarımızı kendimizden bilecek kadar akıl ve kalp sessizliği dilerim. Amin.

Alt yazılar görmek istemediğimiz, görmezden geldiğimiz iç sesimizdir. Özümüzün bize çığlığıdır. Alt yazılar geleceğin habercisidir. Ertelediklerimizden, umursamadıklarımızdan oluşan, yığın yığın, kırmızı, şerit şerit gerçeklerdir. Alt yazılar bile bile devam ettirdiğimiz, ruhumuzu, bedenimizi, kalbimizi, aklımızı inciten her şeyin korosudur. Dinlemesi hiç de keyifli değildir.

Bir Yoga duruşuna girdiğinde, sessiz kalıp içe döndüğünde kendine doğru katman katman kapıları da aralamaya başlarsın. Hani şu bir türlü eğilememeler var ya onlar alt yazı mesela. Hani şu arkaya gitmeyen kol, o da sana bir şeyler söylüyor. Bir ilişkinin içindeyken arada sızlayan kalbini karşındakinin eline veremiyorsan, seslendirdiğin iç sesini önemsemiyorsa mesela, beraber büyüyemiyorsan bak kırmızı şerit sana orada neler diyor. Bir iş yaparken, “hayat böyle mi geçecek” diye aldığın derin nefesler var ya; onlar da en güzelinden alt yazı. Annenin, kardeşinin, çocuğunun, en sevdiklerinin senden başka birer birey olduğunu, kendi hayatları, kendi akışları, kendi seçimleri olduğunu kabullenemiyorsan mesela, bırak alt yazı girsin, sen de oku ama onu. Başını çevirme.

Kolay böyle söylemek, yazmak, ahkam kesmek. Ama ben kendimle uğraşmayı çok seven biriyim. Kendimi seve seve, kırmadan, incitmeden, zaman vererek, pay bırakarak, anlayarak, dinleyerek, başkalarında kendimi okuyarak, hayatın akışında kendi nehrimin çağlamasını dinleyerek, kendime yolculuk etmeyi çok seven biriyim. Eskiden hayatın mutlak bir amacı olduğunu düşünürken, o amacın insanın kendini bilmesi, kendini görmesi olduğunu düşünemeyecek kadar fantazi doluydum. Şimdi biliyorum, kendini bilen her şeyi bilir. Kendini görmeye açılan göz her şeyi görür.

Hayatımın amacı, kendimi daha çok bilmek, daha derinden görmek. Yapabilirsem, cüret edebildiğim zamanlarda başkalarına da belki bunun için ilham vermek. Bu yüzden yazıyorum.

Cesaret ruhun en değerli gıdasıdır. Yogik beslenmenin anasıdır. Cesaret önce kendimizi görmeye, kabul etmeye bilmeye dair gelişen bir şey olmalı. Kendime bakmaya cesaretim varsa, gördüklerimi değiştirmeye de cesaretimi toplayacağım kesindir. Kendimi kandırmadan yaşamaya cesaretim varsa, hayatın bana köşelerini yumuşatacağı kesindir. Zannetmeden, “miş” gibi yapmadan, olduğu gibi olanı kabul ederek yaşamaya cesaretim varsa, aldığım her nefes ondan sonra şifadır.

Deneyip deneyip oldurmayı beceremediğimiz şeyler mutlaka vardır; bir alışkanlıktan sıyrılmak çok zordur. Bazen bir insandan, bazen bir işten, bazen bir aşktan, bazen kendimiz zannettiğimiz, kendimizle eş tuttuğumuz şeylerden sıyrılmayı beceremediğimiz çok olur. Çocuğumuzun üstüne aşırı titremekten ve ebeveynlerimizle kurduğumuz hastalıklı bağlardan kendimizi sıyıramadığımız, bizi hasta edeceğini bile bile her gün yemekten, içmekten kendimizi alamadığımız şeyler vardır. Ayrılamadığımız aşklar, terk edemediğimiz semtler vardır. Tüm bu zamanlarda önerim; alt yazı şeridi göründüğünde hemen bir durmak. Okumak istemediğin alt yazılar için senin başını oraya döndüren şeyler çok kıymetlidir; bazen bir öğretmen, bazen sevgili, bazen bir dost, bazen aynadaki görüntündür, yok saydığın özündür. O şeyin değerini bilmek gerek, arada durup kendini dinlemek, cesaretle alt yazıyı okumaya niyetlenmek gerek.

Niyet etmek çok önemlidir. Niyet etmek karar vermek demektir.

Şiir severim ben. Gençken Özdemir Asaf’ı çok okurdum. “Yuvarlağın Köşeleri” şiirinin son dizesinde şöyle der;

“Sersem sersem bakıp durma bir yol seç.”

Karar vermek bir yol seçmek demektir.

Kendini bilmeye uzanan yolu seçmek en zoru, en çetrefillisi ama en anlamlısıdır.

Bizi hayatta tutan, genç kılan, besleyen, yeşerten en önemli şeylerden birinin kendimizi bulmak, kendimizle buluşmak, ihmal ettiğimiz gerçekliğimizle kucaklaşmak olduğunu anlamak için ise, her an yeni bir fırsatımız var.

Akıp giden bir nehrin içinde, amaçsız, umutsuz, farkındalıksız sürüklenen bir dal parçası gibi hisseden bir dolu güzel ruh var. Oysa değişmeye, gelişmeye, özgürleşmeye, anlamaya ve bilmeye karar vermek için her zaman fırsatımız var.

O zaman ben de şimdi, bu yazıyı yazmayı sizlerle yeni bir kucaklaşma fırsatı diye bildim. İzlenecek bir dolu film karesi arasında, sizlere bir kez de benim pencereden bir şeyleri göstermeyi seçtim.

Merhaba!

Yuvarlağın Köşeleri” için bir yorum

Kendininkini ekle

  1. İçindeki Sevinç’lerle :)) hüzünlere
    aynı noktadan farklı kucaklamak ..
    güzele giden
    bir yol
    sevgiyi yaşatabilmek
    gayedir..
    Teşekkürler 😊😊

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: